Yeni Mesaj Gazetesinin Kasdî Tahrifleri -3
- Written by Dr. Abdülkadir Badıllı
- font size decrease font size increase font size
- Add new comment
Yeni Mesaj’ın Üçüncü İftiralı Vesvesesi ve Cevapları
Şöyle diyor bay yazar: “Kafkas cephesine giden Said; burada yazdığı İşaratül-İ’caz’da yine Hıristiyanlara seslenir şöyle der: ‘Kur’an size bütün bütün dininizi terk etmeyi emretmiyor. Ancak itikadınızı ikmal ve yanınızda bulunan... esasat-ı diniyye üzerine[84] bina ediniz’ diye teklifte bulunuyor.” ve devam ediyor: “Halbuki Said-i Nursi’nin söylediğinin tam aksine Kur’an Hıristiyanlara dinlerini tamamen terk etmelerini (...) emreder”.
“Said-i Nursi Hıristiyanlara “bütün bütün dininizi terk edin” diye çağrıda bulunan Kur’an’ı adeta tahrif ederek, bunun tam tersini yansıtır risalelerine.” Ayrıca yine der ki; “Said-i Nursi cephede Ruslara kurşun sıkmış mıdır?”[85]
Cevap: Bütün bütün vicdandan soyulmuş kimselerin yapabileceği şu rezil iftiranın tahliline geçmeden, bütün dünya Müslüman alimlerinin en âlî bir mertebede takdir ve beğenilerini kazanmış ve bugün Sudan ve Mısır/Aynuşşems Üniversitelerinde ve ayrıca Mekke-i Mükerreme’de seyyidler cemaatının ma’hedlerinde (büyük medrese) ders kitabı olarak okutulan; ve 1918’de tab’edildiğinde Şeyhülislamlık tarafından Osmanlı ülkesinin bütün müftülüklerine birer tane gönderilen dünya çapında meşhur olan nadide İşaratu’l-İ’caz kitabının, harikulade ve emsalsiz bir tahlil ile yapılmış tefsir ve müfessirliğine bir echel şahsın Kur’an-ı Azimüşşanın hiçbir hakikatına vukufiyeti olmayan sadece piyasadaki bazı nakıs tercümeleri gören bir adamın ibareyi tahrif ederek dil uzatması, ister istemez insanın aklına şu güruh-u iftirakârların arkasında müthiş bir zendeka komitesinin varlığını ihsa ettiriyor gibidir. Her ne ise!..
Şimdi gelin, beraberce İşaratül-İ’caz tefsirinin mevzu-u bahis o bölümüne bakalım. İşte önce Arapça metni:
Üçüncüsü:
Arabi ibarenin burasında, İslamiyetin asr-ı saadette yeşeren bir ağaç gibi olup, kökü mazinin derinliklerinde, dalları ise istikbal semasında olduğunu izah ettikten sonra, Arabi ibare şöyle devam eder.
Şimdi de bu ibarenin Türkçe tercümesine geçiyoruz:
“ cümlesine gelince, bilmiş ol ki: Bu gibi tavsifatlar
(Yani: “Senden evvel gelen peygamberlere nazil olmuş kitaplara da iman ediyorlar” diye olan tavsifat) bir teşviki tazammun ediyorlar. Teşvik ise, inşaî hükümleri tazammun eyler. Yani mesela: “Şöyle şöyle iman ediniz ve tefrikaya düşmeyiniz” gibi hükümler.
“Sonra nın şu makabliyle nazım, diziliş ve bağlanışında, dört ayrı letaif bulunmaktadır.
“Birincisi: Medlülün delil üzerine olan atfıdır. Yani delil ile ispatı yapılmış olan eski peygamberlerin ve kitaplarının medlulu,
ye atfedilmiş olmasıdır. Yani –mealiyle– şöyle demektedir ki: “Ey insanlar! Kur’ana iman ettiğinizde münzel olan sabık kitaplara dahi iman ediniz! Çünkü Kur’an o kitapların hem tasdikcisi, hem de onların da (asliyetleri itibariyle) hak olduklarının şahididir.
[86] ayeti bu hükmün delilidir. (Bu ayetin delil olduğu
şu noktadandır; ayetin tamamı mealen şöyle diyor: “Ey Nebiyy-i Zîşan! Sen onlara de ki: Cebrail Aleyhisselama düşmanlık eden –ki Yahudilerdir– “Neden bu Kur’anı Muhammed’e indirdi” diye ona düşman olmuşlardı. Böyle diyen kimseler gebersinler. Zira Cebrail Aleyhisselam hem Kur’an’ı, hem eski peygamberlerin kitaplarını getirmiştir. Dolayısıyla Kur’an’ın da, eski kitapların da tasdikçisi odur... ilh.)
“İkincisi: Delilin medlul üzerine olan atfıdır. Bu mana da şöyle ifade edilebilir: “Ey ehl-i kitap! Siz madem geçmiş peygamberlere ve kütüb-i salifeye iman ediyorsunuz, herhalde Kur’ana ve Hazret-i Muhammed’e(asm) de iman etmeniz lazımdır. Zira, eski peygamberler ve onların kitapları Hz. Ahmed’in(asm) geleceğini müjdelemişlerdir. Hem çünkü eski peygamberlerin ve kitaplarının doğruluklarının medarı ve peygamberliklerinin merci’ ve menatı, hakikatıyla ve ru-huyla en ekmel vechiyle Kur’anda ve en zahir bir tarzda Hz. Muhammed’de(asm) bulunmaktadır. Şu halde, kıyas-ı evlevî ile yani, eğer onlar peygamber iseler ve ellerindeki kitaplar Allah’ın fermanları iseler; herhalde ve hiç çaresi yok, bu da onlar gibi peygamberdir, elindeki Kur’an da Allah’ın kelamıdır.
“Üçüncüsü: Yukarıda Arapça metin içinde Türkçe hülasası yazıldı.
“Dördüncüsü: Bu ayet cümlesinde, ehl-i kitabı imana teşvik etmeye ve sonra ünsiyetlendirmeye ve onlara kolaylık göstermeye bir işaret de vardır ki; bu cümle-i ayet ehl-i kitaba sanki der: “Sizin bu yola (Kur’an yoluna), bu çizgiye girmenizde bir zorluk, bir meşak-kat, bir sıkıntınız olmaması lazımdır. Zira ki siz, birden bire eski kabuğunuzdan çıkmayacaksınız. Belki sadece inandıklarınızı tekmil etmiş olacaksınız... Ve sizin yanınızda müesses olan inancınız üstüne bina edeceksiniz...
“Evet, Kur’an, usûlü’d-din ve akaidde ta’dil edici, tekmil edici olduğu gibi, kütüb-ü sabıkadaki ve geçmiş şeriatların asıllarındaki bütün mehasini kendisinde toplamış bir kitaptır. Ancak zaman ve mekanın teğayyür ve değişkenlik göstermeleriyle, tahavvül ve tebeddül edebilme kabiliyetinde olan teferruatta ise, Kur’an müessistir. Yani, ahkam-ı şeri’yeyi te’sis edicidir...”[87]
İşte dünyanın istihsan ve takdir ettiği ve Birinci Cihan Harbinin yadigarı İşaratü’l-İ’caz’ın Yeni Mesaj’dan bir yazarın basiretsizce itirazına medar bölümünü, Arapça metnini ve tercümesini gördünüz. Nasıl Hz. Bediüzzaman’ın nurlu ifadelerinin önünü-arkasını okumadan, sağını-solunu kırparak, iftiralarına göre kalıplayıp neşreden mezkur gazetenin marifetini de gördünüz!.. İsterseniz o iftira düzmeceleri bir daha göz önüne getirelim: “Kafkas cephesine giden Said; burada yazdığı İşaratü’l-İ’caz’da yine Hıristiyanlara seslenir şöyle der: ‘Kur’an size bütün bütün dininizi terk etmeyi emretmiyor. Ancak itikatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniyye üzerine bina ediniz’ diye teklifte bulunuyor.” diye yazmış.
Hz. Üstad’ın Arabî asıl olan ifadesinde “bütün bütün dininizi terk etmeyi emretmiyor.” değil, “Siz birdenbire eski kabuğunuzdan çıkmayacaksınız” ifadesiyledir. Ama merhum Molla Abdulmecid Efendi (Bediüzzamanın kardeşi) bunu öyle yazmış. Gerçi arada bir fark var. Birinci şekli “Size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor” olsa, Kur’an’ın emri gibi olur. Ama Arabî asılda: “Sanki onlara der: ‘Birdenbire (eski) kabuğunuzdan çıkmıyacaksınız.” olsa, bir emir değil, halin oluş şekli, neticesi öyle olur. Biz mese-leyi Molla Abdülmecid’in tercümesine göre değerlendirmeye alırsak, iş nereye varır? Bence hiçbir yere varmaz. Çünkü Kur’an ehl-i kitabı peygamberimizin lisanıyla
[88] diye çağırırken “din ve itikadınızı tamamen atıp ve bırakıp geliniz!” demiyor. Belki: “Bizim ve sizin aramızda hükümce müsavî olan bir kelimeye geliniz. O kelime de: hiçbir şeyi (ubudiyetimizde) Allah’a şerik yapmayalım... ilh.” İşte bu ayete baktığımızda; din ilminde cahil yazarın söylediği: “Halbuki Kur’an Hıristiyanlara dinlerini tamamen terk etmelerini... emreder” sözü mesnedsiz, atma ve hükümsüzdür. Hayır, yazar efendi! Çünkü senin “Kur’an emreder” şeklindeki kafadan dolma, kendi reyin ile tefsirin gibi, Kur’an’da öyle açık emirli bir ayet yoktur.
Bediüzzaman Hazretleri için “Hıristiyanlara seslenir” diye yazması, kizipli bedbahtça bir iftiradır. Çünkü o Üstad-ı Müfessir, harbin en dehşetli halleri içinde Kur’an’ın en ince nüktelerini buluyor, tefsirini yazıyordu. Tefsirinde Hıristiyan kelimesini hiç ağzına almadan, hep ehl-i kitap diye yazmıştır. Çünkü Kur’an öyle diyor.
Seslenme, eğer bir hitap ise, o Bediüzzaman’a ait olmaz, Kur’an’ın mana ve mazmunlarından çıkan bir hitap olur.
Acaba bu ayetin tefsirinde başka müfessirler ne diyor diye bir-iki meşhur ve muteber tefsir kitaplarına baktık. İşte:
1. Büyük allame Muhammed Eş-Şevkanî, Fethu’l-Kadir isim-li dünyaca meşhur tefsiri, C. 1, s. 114’te aynı ayetin bu bölümü için derki: “İbn-i Cerir’in tercih ettiği ve Sudiyyin tefsirinde Hz. İbn-i Abbas ve İbn-i Mes’ud ve sahabelerin bir kaçından naklettiği şu: (ayette kasdedilenler) ehl-i kitabın mü’minleridirler. Çünkü onlar; hem Allah’ın Hz. Muhammed’e, hem de ondan öncekilere inzal eylediklerinin arasını cem’etmişlerdir. Ve bu ayet onlar için nazil olmuştur.”
2. İmam es-Seyyid Muhammed Reşid Rıza, El-Menar isimli tefsirinde Şevkanî’nin sözlerini tekrar etmekle beraber, mevzumuzu ihsas ettirir tarzda şu enterasan sözleri söyler: “Kur’an’a iman edenler birkaç çeşittir. Birçok kimseler var ki, Kur’an hakkındaki düşüncelerini sorsanız, derler ki: ‘O şeksiz Allah’ın kelamıdır.’ Fakat bunu böyle diyenlerin amelleri ve halleri Kur’an’a arzedilse görülecektir ki; Kur’an’ın emirlerine bütün bütün mübayindir, tersdir. Çünkü Kur’an gıybetten, iftiradan ve yalandan nehyederken, onlar hem gıybet ediyor, iftiraya koşuyor, yalan söylemeyi de bir günah saymıyorlar.”[89]
3. et-Tefsirü’l-Kebir de aynı ayet cümlesinde: “Bu ayette bir hususîlik vardır ki, o da: İki ciheti birleştirenlerin [eski peygamber ve kitaplarına imanla beraber Hz. Muhammed’e(asm) ve Kur’ana iman etmeleri cihetleri] şereflerlerini artırmaktadır. Sonra da, Abdullah bin Selam(ra) gibileri bu teşrif (şereflendirme) ile göstererek, emsalleri-nin bu dine girmelerini terğib ve teşvik etmektedir.”[90]
4. el-Alusi, Tefsir-i Ruhu’l-Maani’sinde, aynı ayet: “Bunlar ehl-i kitap mü’minleridir” İbn-i Mesud’dan naklettiği bir hadisle te’kid eyler. Ayrıca, bir çok ayet ve hadislerle der ki: “Ehl-i kitap mensupları iman ettiklerinde iki kat ecirleri vardır” diyerek teşvik ve terğib eyler.[91]
İşte en mühim ve en kıymetli tefsirler böyle diyor. Acaba en ali müfessir-i Kur’an olan Hz. Bediüzzaman, bütün tefsirlerin birleştiği ayetteki “teşvik ve terğib” işaretinden dört nükteli manayı çıkarmasına kim hayır, diyebilir?.. Hayır diyemez. Çünkü o tefsir Kur’an’dandır.
Şu münasebetle Bediüzzaman gibi bir İslam mücahidi, müceddidi, müfessiri ve mütekellimi bir zat-ı kerime, iftiradan, gıybetten ve yalandan ibaret dil uzatanlara şöyle bir seslenmek icabediyor: “Ey karanlık mihraklar adına kazf-ı muhsanat yapan yazarlar!.. Siz kimsiniz ki, bir müfessir-i Kur’an’a karşı söz söyleyesiniz! Bu meydan, allame ve müçtehid müfessirlerin meydanıdır. Kur’an’ın esrarını istihrac edenlerin alanıdır. Buralara, aslı-faslı, ilmî şahsiyeti gayr-ı muayyen Haydolar, maydolar yanaşamazlar, burnunu sokamazlar!..”
[84] Herhalde İncil’de diyecektir, insafsız yazar.
[85] Muharrem Bayraktar, “Said-i Nursi ve Askerlik”, Yeni Mesaj, 10.2.2006.
[86] Bakara Suresi, 97.
[87] Bediüzzaman Said-i Nursi, İşaratü’l-İ’caz, Mütercim: Abdülkadir Badıllı, İttihad Yayıncılık, İstanbul 2004, ss. 107-108.
[88] Âl-i İmran Suresi, 65.
[89] el-Menar, C. 1, ss. 113.
[90] Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîrü’l-Kebîr, C. 1, s. 31.
[91] el-Alusî, Tefsir-i Ruhu’l-Maanî, C. 1, s. 119.